?
|
|
| |||||||||||||
| |||||||||||||||
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar Nede şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar
|
|
| |||||||||||||
| |||||||||||||||
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
|
Çöküşe Doğru Dört Nala... /Milli Gazete
| |
|
ABD’nin Irak savaşını kaybetmiş olduğunu artık kesin olarak söyleyebiliriz. Süper devletin, bu yenilgiye rağmen İran’a saldırma ihtimali yüzde doksandır. Neticede üçüncü dünya savaşı çıkacak ve insanlık korkunç acılar çekecek, on milyonlarca insan ölecek, medeniyet çökecektir. Var güçleriyle Türkiye ile İran’ı çatıştırmaya çalışacaklardır. Böyle bir şey olabilir mi demeyin. Olabilir. ABD iktisat ve finans bakımından çökebilir. Türkiye’den hayli iş adamı, politikacı, bazı büyük bürokrat Amerikan bankalarına para yatırmışlar, orada mülkler almışlardır. Onların servetleri de duman olacaktır. Türkiye’deki yapay fakat şiddetli ve büyük krizi şu anda iki ülke çok dikkatle ve sevinçle yakından takip etmektedir: Ermeniler ve Megali ideacı Rumlar. Ermeniler ülkemizden toprak ve tazminat istiyor. Rumların hayalleri ise mâlum. Kamuoyunun infial ve heyecanını yatıştırmak için arada bir İsrail aleyhinde basmakalıp demeçler verilse, “Aaa bu kadarı da olmaz...” denilse de Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliği son derece sıkı ve güçlüdür. Ülkemiz maalesef İsrail’in bir tür uydusu haline getirilmiştir. Cheney’in ülkemize yaptığı son ziyareti hakkında doğru dürüst bilgi verilmedi. Asıl sebebi yaklaşan (veya muhtemel) savaş ile ilgiliydi. Bush’un yardımcısı Suudî Arabistan’a da gitti, o ülkenin idarecilerini İran savaşı konusunda ikna edemedi. ABD’nin İran’a saldırması, çöküşünü hızlandıracaktır. Büyük, dev, süper devletler batar mı?.. Hiç batmaz olur mu? Roma batmış, Osmanlı batmış, Sovyetler Birliği dağılmış, İngiltere’nin üzerinde güneşin batmadığı impatorluğu batmıştır. Bu dünya kimseye kalmaz. Türkiye’deki statüko ebediyete kadar sürüp gider mi? Kesinlikle gitmez. Resmî ideolojilerin, tarihî ârızaların bir başlangıç tarihi vardır, bir de bitiş tarihi. İspanya’da Franco rejimi... Portekiz’de Salazar, Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, Rusya’da Marksist-Leninist sistem... Türkiye’nin ülkesini, devletini, halkını korumak istiyorsak ideolojik ârızayı sona erdirip tarihî devamlılık, millî kimlik, bilgelik, millî kültür çizgisine dönmemiz gerekir. Statükocular direniyor. Bu direniş devam ederse vahim bir kopukluk olabilir. Türkiye bugünkü korkunç borçları, bir felâket halini almış olan faizleri, dehşetli kirliliği, kokuşmayı uzun müddet kaldırabilir mi? Kesinlikle kaldıramaz. Türkiye ilerliyor mu? Elbette ilerliyor, elbette kalkınıyor. Lakin bu ilerleme ve kalkınma sağlıklı değildir, yeterli değildir. Türkiye’de eğitim, ilim irfan, kültür ilerliyor mu? Maalesef ilerlemiyor. Toplumumuz bir okur-yazar cahil toplum haline getirilmiştir. Bazı büyük politikacılar durumun vahametini anlamış mıdır? Anlamamıştır. Anlamış olsaydılar, küçük hesapları bırakırlar ve gemiyi kurtarmak için ciddî tedbirler alırlardı. Türkiye’yi kurtaracak çare ve çözümler bulunabilir mi? Elbette bulunabilir. Ancak bunları yüksek kültürlü, tecrübeli, birikimli, hikmetli (bilge), geniş ufuklu, yüksek ahlak ve karakter sahibi, faziletli, hamiyetli, mürüvvetli, fütüvvetli kimseler arayabilir, bulabilir. Türkiye, kendine yetecek miktarda vasıflı, güçlü ve üstün hizmetkâr yetiştirebiliyor mu? Yetiştiremiyor. Böyle kimseler okullarda ve bilhassa liselerde, üniversitelerde, tasavvuf kurumlarında yetişir. Bu eğitim kurumları yoksa veya çok yetersizse, yetişenler de (istisnalar dışında) yetersiz kalır. Türkiye’nin bugünkü durumu ile ilgili bazı kelimeler ve kavramlar yazar mısınız? Yazayım: Vasıfsızlık... Yetersizlik... Ciddiyetsizlik... Patavatsızlık... Hıyanet... Ahlaksızlık... Karaktersizlik... Zevzeklik... Bayağılık... Ehliyetsizlik... Kirlilik... Kokuşma... İhtiraslar... Beyinsizlik... DÜNYANIN ÇİVİSİ ÇIKTI HER taraftan cinnet haberleri geliyor. Kızın biri, profesör olan annesinin boynuna keskin bıçağı dayamış, birkaç saniye içinde kıtır kıtır keserek öldürmüş. Birkaç ay önce de başka bir katil, zavallı annesini öldürmüş, başını kesmiş ve top gibi ana caddeye atmıştı. Urfa’da bir genç kendisine yüz vermeyen kız arkadaşını bıçakla öldürmüş... Karının biri çocuğunu apartman boşluğundan atmış... Pendik taraflarında ormanda köpekler varmış. Merhametli vatandaşlar onlara her gün gidip yiyecek veriyormuş. Bir gün bakmışlar ki, hayvanların bir kısmı domuz kurşunlarıyla vurulmuş olarak yerde cansız yatıyor. Uyuşturucu tacirleri esrar, eroin ve kokaini küçük çocuklara sattırıyormuş. İstanbul’da pıtrak gibi yasal, ruhsatlı, vergili, KDV’li masaj salonları açıldı. Genç karılar, dört duvar arasında erkeklere cayır cayır masaj yapıyormuş. Ayda 1500 lira kazancı olan adamlar on binlerce lira harcıyor, büyük kara servetlere sahip oluyor. Toplum, iliklerine kadar çürümüştür. Bu topluma “sağlıklıdır, dengelidir, durumu iyidir” diyenlerin alınlarını karışlarım. Çocukların ve genç nesillerin bir kısmı son derece fena yetiştiriliyor. Halk başı boş kalmıştır. Camilerde haftada bir cuma hutbesinde nasihat etmekle toplum düzelmez. Ülke çapında emr-i mâruf ve nehy-i münker (iyiliği emr etmek, kötülüğü yasaklamak) hizmet ve faaliyetleri yapılmıyor. Cuma ezanı okunuyor, dindar kişiler bile dükkanlarını kapatmıyor. Cuma günü iş yerini kapatan esnafın nisbeti yüzde kaçtır? İçki seller gibi akıyor... Kumar, piyango, lotarya iyice yaygınlaştı... Bina ve zina korkunç boyutlarda... Hacı Gönlüferah ile hanımı bayan Çıtkırıldım umre seyahatine hazırlanıyor... Amerika, İran’a saldırmak için gün sayıyor. Bu sefer nükleer silah kullanacaklarmış. İlk vuruşta üç-beş milyon Müslüman öldüreceklermiş... Yaralıların ve bilahare kanser olanların sayısı 15 milyonu geçecekmiş. İran’a atılan atom bombalarının radyoaktif tozları, bulutları Türkiye’yi de vuracakmış. Müslümanlar bir ara Çeçenistan konusunda çok duyarlıydılar. Şimdi oradaki faciayı, zulümleri unuttular. Çeçenistan gündemden çıktı. Şu sahte sofu, önceden bir sürü hazırlık yaparak pikniğe gidiyor ama altında lüks bir otomobil olmasına rağmen ayda bir kere bile sabah namazına camiye gitmiyor. Ne sofu ne sofu!.. Evlere şenlik sofu... Dinibütün kitapçının biri bir Yâsîn cüzü bastırmış, görünür bir yerine şöyle yazmış: Yâsîn alırken bizim yayınevininkini alın, sakın sahtelerini almayın... Yahu Yâsîn’in sahtesi olur mu? Halk yığınları horoz dövüşlerine bayılıyor. Günde üç saat dedikodu ve gıybet yapan şu adam yarım saat faydalı kitap okumuyor. On dört yaşında bir kız evden kaçmış, bir hafta içinde 36 kişi ırzına geçmiş. Bir delikanlı bir tavuğa tecavüz etmiş, sonra boğup öldürmüş. Ünlü ve büyük bir Amerikalı “Karım istediği erkekle yatabilir...” demiş. |
Yorum (yok) Yorum yaz!
resme dikkat
ÇOCUK KAZALARININ SEBEPLERİ
— Etraflarındaki şeylere aşırı ilgi gösterirler, meraklıdırlar.
— Zamanlarının çoğu etrafı kurcalamak ve öğrenmeye çalışmakla geçer.
— El ve vücut maharetleri azdır.
— Öğrenme yollarından biri de, bulduklarını ağızlarına sokmaktır.
— Ev âletlerinin kabloları, prizler, musluklar ilgi alanlarıdır.
— Vücut oranları yetişkinlere göre farklıdır.
— Konuşmayı öğrendikleri dönemde soru sormayı da öğrenirler. Ancak yargılama ve karar verme yetenekleri yoktur.
— Küçük deliklere çivi, firkete, tel, kibrit çöpü gibi eşyaları sokmaya bayılırlar.
— Yürümeye başladıklarında daha çok tehlike gösteren merdiven, balkon, pencere gibi noktalara kolayca ulaşabilirler.
— Lavabo altı gibi alçak dolaplarda duran kimyasal temizleyicilere kolayca ulaşabilirler ve içebilirler.
— Anlama kabiliyetleri kısıtlıdır. Sıcak bir cismin kendilerine zarar verip veremeyeceğini kestiremezler.
— Ağır cisimleri (Sandalye, masa, ütü tahtası vs.) devirip altında kalabilirler.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ANNE KALBİ
Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek:
-Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini
getireceksin dedi...
Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti. Annesi, belki de durumu fark ettiği için oğluna fazla direnmedi. Ve çocuk, annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu. Delikanlı, kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken, ayağı bir taşa takıldı. Kendisi bir tarafa, mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından, ağzından ister istemez 'Ah anacığım!' sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:
-Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?
İPİN HESABI
Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde: 'Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım.' demiş.
Çoluğu çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremeyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş.
Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücra köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar.
Hamal: 'Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım.' diye düşünüyorken bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış.
Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış: 'Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım.'
Adam tir tir titriyorken başlamış melekler art arda sorular sormaya: 'Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın? Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini?'
Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor ancak, o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş.
Gün ağarırken zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar:
- Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu?
Hamal:
- Aman, lanet gitsin! İstemiyorum! Bütün mal mülk sizin olsun! Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde...

ALNI SECDEDE DONMUŞTU
1.Sultan Veled, babasının gece Rabbiyle baş başa kalmaktan çok hoşlandığını kaydeder. Tıpkı Hz. Peygamber Efendimiz (sav) gibi O yüce Rasül’ün günlük 5 vakit namazı vasati 1,5–2 saati bulurdu. Kendisine farz, ümmetine müekked sünnet olan teheccüd namazını da 3–6 saat kadar bir zaman zarfı içinde kılardı. Yani teheccüdü günlük beş vaktin en azından iki misli daha uzundu. Uzun uzun ayakta durur, mübarek ayakları şişerdi. Secdelerde uzun uzun kalırdı. Bir keresinde annemiz Hz. Aişe (r.anha), uzun bir süre alnını secdeye koymuş hareketsiz duran Hz. Rasülüllah (sav)’i vefat mı etti endişesiyle, O’na doğru eğilip eliyle dokunduğunu ve “Ümmeti” duasıyla için için ağladığını ve secde yerinin ıslandığını görür.
O’nun manevi mirasçısı Hz. Mevlana da soğuk Konya kışlarından birinde gece Karatay Medresesine girer orada sabah namazına kadar teheccüd namazı kılar. Oğlu Sultan Veled, babasının biraz gecikmesi üzerine endişelenerek hemen medreseye gider. Orada gördüğü manzarayla irkilir. Babası, alnını medresenin taş zeminine koymuş için için ağlamakta derin derin niyazlar etmektedir. Omzundan tutup kaldırmak ister; fakat kaldıramaz; başı yere yapışmış gibidir sanki.
Biraz dikkatlice bakınca kandil ışığı altında hayretle, Mevlana’nın gözyaşlarının donarak alnını taşa yapıştırdığını görür. Hemen bir ibrikle ılık su getirip secde yerine dökerek buzları çözer ve “Babacığım, sabah namazı vakti geldi” diyerek onu yavaşça ve hürmetle yerden kaldırır. O sırada derin bir vecdle kendinden geçmiş Mevlana dalgın gözlerle oğluna, “Yavrum beni Rabbimden ayırdın” anlamında “Yavrum bize kıydın” der. Çünkü Mevlana, Mesnevide seher vaktinde dökülen ihlâslı gözyaşlarının kalbe hayat veren nisan yağmurları misali olduğunu belirtir. Daha çok ağlayanların kalplerini daha diri olacağını ifade eder.
« Önceki ::
|
|