7/4/2008 · Kategori: kose yazarlarindan

?

 
AKP'nin Büyük Hatâları
Mehmet Şevket Eygi
 
02.04.2008
SİYASET alanında genellikle zalimler kadar mazlumların da suçları olur. 27 Mayıs 1960 darbesiyle tepetaklak edilen Demokrat Parti'yi düşünelim. Evet, o zâlim darbenin mazlumuydu ama kendisinin de on senelik iktidarı esnasında çok zulümleri olmuştu. Demokrat Parti'nin/Adnan Menderes'in başlıca hatâları, zulümleri nelerdi?
1. İleride kendisinin başını yiyecek olan antidemokratik zulüm kanunlarını, meselâ Ceza Kanununun şu meşhur giyotini 163'üncü maddeyi elinde imkan varken kaldırmamıştı.
2. Dönme Ahmed Emin Yalman'ın Malatya'da vurulmasını bahane ederek, yurt genelinde Müslümanlara karşı bir terör fırtınası estirmiş; Necip Fazıl ve Cevat Rıfat başta olmak üzere nice suçsuz Müslüman yazarı hapislerde süründürtmüştü.
3. Milliyetçiler derneğini kapattırmış, hepsi inançlı Müslüman olan temiz gençlik yığınını teşkilatsız bırakmıştı.
4. Mason üstadı Ahmet Salih Korur'u Başbakanlık müsteşarı mevkiine oturtarak ülke idaresinin dizginlerini onun eline vermişti.
5. Meşhur Celal Ökten Hoca, İngilizce Arapça tedrisat yapacak bir kolej açmak istemiş, ona izin vermemişti.
6. Bediüzzaman'ı ve Nurculuk hareketini bir yandan korur gibi görünmüş, öbür taraftan ağır bir baskı altında tutmuştu.
7. Müslüman halk kitlesini bir oy deposu olarak görmüş, onlara karşı popülist bir siyaset takip ederek hoş görünmeye çalışmış, lakin teşkilatlanmalarına, güçlenmelerine izin vermemişti.
8. Merhum Tevfik İleri'nin Maarifte (Millî Eğitim) başlattığı olumlu ve hayırlı çalışmaları durdurtmuştu.
9. Menderes kabinelerinde her zaman birkaç Sabataycı bakan bulunmuştur.
10. Dinî hizmet ve faaliyetleri, 1960'ların son yıllarında radyolardan avaz avaz mevlit okutma seviyesine indirmiş, Müslümanların bilgi, kültür, aksiyon, sanat konusunda gelişmelerine, güçlenmelerine, vasıflı olmalarına yönelik hareketlere ve çalışmalara izin vermemişti.
Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar. Bir bakıma çok doğrudur. Bugünkü iktidar partisi, eski Demokrat Parti'nin başına gelenlerden hiç ibret almamışa benziyor.
Son hadiselerde AKP en az yüzde 51 kabahatli ve sorumludur.
Seçimlerde yüzde 47 oy alınca birileri zafer sarhoşluğu içinde kendilerini bekleyen tehlikeleri görememiştir.
Böyle yüksek bir oyla iktidar olur olmaz ilk yapılacak iş tedbir almaktı. Ne gibi tedbirler alınabilirdi?
A. En kısa zamanda tek adaylı dar bölge sistemine geçilir ve halkın çok güçlü, çok vasıflı, çok etkili vekilleri bir dahaki seçimde Meclis'e göndermesinin yolunu açabilirdi. Bunu yapmamıştır. Sebebi: Oportünizm...
B. Ülkenin en vasıflı, en muktedir, en ehliyetli, en tok sözlü, en eğilip bükülmez, en geniş ufuklu, en ileri görüşlü aydınlarının danışman olarak seçilmesi ve onların uyarılarına, raporlarına uyulması gerekirdi.
C. Kokuşmanın samimî olarak mutlaka önlenmesi gerekirdi. İhalelere fesat karıştırılmayacak... Devlet ve Belediye bütçeleri hortumlanmayacak... Nepotizm kapıları kapatılacak yani akraba, yakın dost, hemşehri, asker arkadaşı vs tayinleri yapılmayacak, işlerin başına mutlaka ehil ve layık adamlar getirilecek.
Ç. Bir iktidar için en büyük tehlike yağcılardan, yalakalardan, dalkavuklardan, kemik kapmak isteyen köpeklerden gelir. Bunların kesinlikle yaklaştırılmaması gerekirdi.
İnancı olan vatandaşlar için yazıyorum: Şu husus hiç unutulmamalıdır: Yüce Allah bazen bir zalimi başka bir zalim ile cezalandırır.
İslâm dininin ve ahlâkının birtakım temel değerleri, ilkeleri ve hükümleri vardır. En önemlilerini sayayım: (a) Emanetlerin ehline verilmesi, nâ-ehil olanlara verilmemesi. (b) Kesinlikle ribadan uzak durulması. (c) Doğrudan doğruya ve dolaylı olarak haram yenilmemesi. (ç) İyiliğin desteklenmesi, kötülüğün kösteklenmesi. (d) Riyaset ve iktidar ihtiraslarından kaçınılması. (e) İsraf ve tebzir (savurganlık) yapılmaması, lüks ve gösteriş tuzağına düşülmemesi. (f) Her hâl ü kârda doğruluktan, dürüstlükten, istikametten şaşılmaması. Bunlara uymayanlar zâlim olurlar.
Türkiye nereye gitmektedir?
Bugünkü buhranın temelleri 1600'lü yıllara kadar uzanır. Daha o zamanlar, merhum Sokollu Mehmed Paşa'nın şehid edilmesinden sonra devletin temellerinde ve ana duvarlarında çatlaklıklar olmaya başlamıştı.
Tanzimat fermanı zaten bozulmuş olan Osmanlı düzenini iyice bozdu.
Jön Türklerin, İttihadçıların, Sabataycıların gerçekleştirdiği 1908 İkinci Meşrutiyet hareketi bütün kötülüklerin üzerine tüy dikti.
Yakın tarihimizde büyük cinayetler işlendi.
Türkiye'yi ayakta tutan, Türkiye'nin güç kaynağını oluşturan İslâm'a cephe alındı.
İslâm uleması ve hükeması (bilgeleri) şu temel kuralı koymuşlardır: Âdil bir küfür devleti ayakta durur, zâlim bir İslâm devleti yıkılmaya mahkumdur.
Bundan beş yıl kadar önce, Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç beyefendiyi ziyarete gitmiştim. Kendisini takdir eder, severim. Hesabı kitabı, malı mülkü temiz bir politikacıdır. Yüce İslâm dinini hiçbir zaman dünyaya, şahsî emellerine ve nüfuzuna alet etmemiştir. Hediye olarak ona orijinal bir hat levhası götürmüştüm. Üzerinde "HİÇ" yazılıydı. Müşarünileyh bana sormuştu: Bu ne mânaya geliyor? Şu mealde bir cevap vermiştim: Bu dünya, onun makam, mevki ve reislikleri, ünler, şanlar, şerefler, mallar mülkler hep birer hiçtir, bugün vardır, yarın yoktur...
Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler
1. Can güvenliğimiz tehlikededir.
2. Mal güvenliğimiz tehlikededir. Mal denilince sadece menkul veya gayr-i menkul (taşınır veya taşınmaz) mallar anlaşılmasın. Para da bir maldır. Bir kriz sonucunda Türkiye'nin iktisadı, finansı, ticareti, sanayii tepetaklak olacaktır.
3. Hürriyetlerimiz tehlikededir. Düşünce hürriyeti, inanç hürriyeti, tenkit hürriyeti, farklı düşünme hürriyeti ve öteki hürriyetler.
4. Temel insan hakları tehlikededir.
5. Küçük bir azınlık, ant-i demokratik metotlarla ülkeye, devlete, millete el koymaya hazırlanmaktadır.
6. Ellerine fırsat geçerse yapmayacakları zulüm ve haksızlık yoktur.
7. Resmî ideolojiye inanmayan ve bağlanmayanlara hayatı zindan edeceklerdir.
8. Türkiye'yi 70 yıl öncesine götürmek isteyeceklerdir.
9. Âdil mahkemeler tarafından âdil kanunlarla âdil bir şekilde muhakeme edilerek suçlu olduğu kesinlikle anlaşılmış kimseler dışında herkese suçsuz olarak bakılacaktır prensibi rafa kaldırılacak ve dindar/muhafazakâr halka ve muhaliflere potansiyel suçlu muamelesi yapılacaktır.
10. Dünyanın bütün medenî ülkelerinin üniversitelerinde serbest olan başörtüsüne yeni radikal yasaklamalar getirilecektir. Camiler, ezanlar, ibadet hürriyeti bile tehlikeye girecektir,
11. Türkiye bir tür Küba, Kuzey Kore, Enver Hoca'nın eski Arnavutluk'u haline getirilecektir.
12. Milyonlarca vatandaş korku, endişe içinde yaşayacaktır,
13. Yakın tarihimizin tartışılması büsbütün imkansız hale gelecek, herkes resmî tarihi din gibi benimsemeye zorlanacaktır.
14. Ülke büyük bir hapishaneye ve tımarhaneye döndürülecektir,
15. Büyük sayıda gazeteci, din adamı, düşünür, sofu hapse atılacaktır.
Daha yazmak istemiyorum. Herkes bu ihtimalleri düşünsün. Halkın oylarını alan birileri uzun yılları gaflet, rehavet, zafer sarhoşluğu, ihmal ile ziyan etmiştir. Alınması gereken tedbirler alınmamıştır. Önemli işlerin, (şayet imkanlar müsaitse) "an bile kaybedilmeden" yapılmaları gerekirdi. Nice önemli ve hayatî konuda iplere un serilerek nur topu günlerin kanına girilmiştir.
Bakalım bundan sonra neler olacak?..
DİKKAT. Tahrikler/provokasyonlar yapılabilir. Bu tuzaklara düşülmemelidir. En ufak fitne ve fesattan kaçınılmalıdır. Hakaretten, şiddetten, kanunsuzluktan uzak durulmalıdır. Yasal sınırların dışına çıkılmamalıdır. İç barışı ve toplumsal uzlaşmayı zedeleyebilecek hareketlerden, davranışlardan bucak bucak kaçılmalıdır. Vatandaşlık vazifeleri hassasiyetle yerine getirilmelidir. Sabır, teenni ve itidal ile hareket edilmelidir. Bulanık sularda balık avlayıp voli vurmak isteyen maceraperestlere, arivistlere, anarşistlere ve din sömürücülerine fırsat ve imkân verilmemelidir. Cenab-ı Hak devletimizi, vatanımızı, halkımızı ve ordumuzu korusun.
(Birilerine: "Olmaz olmaz" diyordunuz. Pekala olabiliyormuş. Meğerse siz ne kadar kısa görüşlü imişsiniz!..)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

4/4/2008 ·

Köşe yazarlarından...

 

 

Çöküşe Doğru Dört Nala... /Milli Gazete

 

 

ABD’nin Irak savaşını kaybetmiş olduğunu artık kesin olarak söyleyebiliriz. Süper devletin, bu yenilgiye rağmen İran’a saldırma ihtimali yüzde doksandır. Neticede üçüncü dünya savaşı çıkacak ve insanlık korkunç acılar çekecek, on milyonlarca insan ölecek, medeniyet çökecektir.

Var güçleriyle Türkiye ile İran’ı çatıştırmaya çalışacaklardır. Böyle bir şey olabilir mi demeyin. Olabilir.

ABD iktisat ve finans bakımından çökebilir. Türkiye’den hayli iş adamı, politikacı, bazı büyük bürokrat Amerikan bankalarına para yatırmışlar, orada mülkler almışlardır. Onların servetleri de duman olacaktır.

Türkiye’deki yapay fakat şiddetli ve büyük krizi şu anda iki ülke çok dikkatle ve sevinçle yakından takip etmektedir: Ermeniler ve Megali ideacı Rumlar. Ermeniler ülkemizden toprak ve tazminat istiyor. Rumların hayalleri ise mâlum.

Kamuoyunun infial ve heyecanını yatıştırmak için arada bir İsrail aleyhinde basmakalıp demeçler verilse, “Aaa bu kadarı da olmaz...” denilse de Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliği son derece sıkı ve güçlüdür. Ülkemiz maalesef İsrail’in bir tür uydusu haline getirilmiştir.

Cheney’in ülkemize yaptığı son ziyareti hakkında doğru dürüst bilgi verilmedi. Asıl sebebi yaklaşan (veya muhtemel) savaş ile ilgiliydi. Bush’un yardımcısı Suudî Arabistan’a da gitti, o ülkenin idarecilerini İran savaşı konusunda ikna edemedi.

ABD’nin İran’a saldırması, çöküşünü hızlandıracaktır.

Büyük, dev, süper devletler batar mı?.. Hiç batmaz olur mu? Roma batmış, Osmanlı batmış, Sovyetler Birliği dağılmış, İngiltere’nin üzerinde güneşin batmadığı impatorluğu batmıştır. Bu dünya kimseye kalmaz.

Türkiye’deki statüko ebediyete kadar sürüp gider mi? Kesinlikle gitmez. Resmî ideolojilerin, tarihî ârızaların bir başlangıç tarihi vardır, bir de bitiş tarihi. İspanya’da Franco rejimi... Portekiz’de Salazar, Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, Rusya’da Marksist-Leninist sistem...

Türkiye’nin ülkesini, devletini, halkını korumak istiyorsak ideolojik ârızayı sona erdirip tarihî devamlılık, millî kimlik, bilgelik, millî kültür çizgisine dönmemiz gerekir. Statükocular direniyor. Bu direniş devam ederse vahim bir kopukluk olabilir.

Türkiye bugünkü korkunç borçları, bir felâket halini almış olan faizleri, dehşetli kirliliği, kokuşmayı uzun müddet kaldırabilir mi? Kesinlikle kaldıramaz.

Türkiye ilerliyor mu? Elbette ilerliyor, elbette kalkınıyor. Lakin bu ilerleme ve kalkınma sağlıklı değildir, yeterli değildir.

Türkiye’de eğitim, ilim irfan, kültür ilerliyor mu? Maalesef ilerlemiyor. Toplumumuz bir okur-yazar cahil toplum haline getirilmiştir.

Bazı büyük politikacılar durumun vahametini anlamış mıdır? Anlamamıştır. Anlamış olsaydılar, küçük hesapları bırakırlar ve gemiyi kurtarmak için ciddî tedbirler alırlardı.

Türkiye’yi kurtaracak çare ve çözümler bulunabilir mi? Elbette bulunabilir. Ancak bunları yüksek kültürlü, tecrübeli, birikimli, hikmetli (bilge), geniş ufuklu, yüksek ahlak ve karakter sahibi, faziletli, hamiyetli, mürüvvetli, fütüvvetli kimseler arayabilir, bulabilir.

Türkiye, kendine yetecek miktarda vasıflı, güçlü ve üstün hizmetkâr yetiştirebiliyor mu? Yetiştiremiyor. Böyle kimseler okullarda ve bilhassa liselerde, üniversitelerde, tasavvuf kurumlarında yetişir. Bu eğitim kurumları yoksa veya çok yetersizse, yetişenler de (istisnalar dışında) yetersiz kalır.

Türkiye’nin bugünkü durumu ile ilgili bazı kelimeler ve kavramlar yazar mısınız? Yazayım: Vasıfsızlık... Yetersizlik... Ciddiyetsizlik... Patavatsızlık... Hıyanet... Ahlaksızlık... Karaktersizlik... Zevzeklik... Bayağılık... Ehliyetsizlik... Kirlilik... Kokuşma... İhtiraslar... Beyinsizlik...

DÜNYANIN ÇİVİSİ ÇIKTI

HER taraftan cinnet haberleri geliyor. Kızın biri, profesör olan annesinin boynuna keskin bıçağı dayamış, birkaç saniye içinde kıtır kıtır keserek öldürmüş. Birkaç ay önce de başka bir katil, zavallı annesini öldürmüş, başını kesmiş ve top gibi ana caddeye atmıştı.

Urfa’da bir genç kendisine yüz vermeyen kız arkadaşını bıçakla öldürmüş... Karının biri çocuğunu apartman boşluğundan atmış...

Pendik taraflarında ormanda köpekler varmış. Merhametli vatandaşlar onlara her gün gidip yiyecek veriyormuş. Bir gün bakmışlar ki, hayvanların bir kısmı domuz kurşunlarıyla vurulmuş olarak yerde cansız yatıyor.

Uyuşturucu tacirleri esrar, eroin ve kokaini küçük çocuklara sattırıyormuş.

İstanbul’da pıtrak gibi yasal, ruhsatlı, vergili, KDV’li masaj salonları açıldı. Genç karılar, dört duvar arasında erkeklere cayır cayır masaj yapıyormuş.

Ayda 1500 lira kazancı olan adamlar on binlerce lira harcıyor, büyük kara servetlere sahip oluyor.

Toplum, iliklerine kadar çürümüştür.

Bu topluma “sağlıklıdır, dengelidir, durumu iyidir” diyenlerin alınlarını karışlarım.

Çocukların ve genç nesillerin bir kısmı son derece fena yetiştiriliyor.

Halk başı boş kalmıştır. Camilerde haftada bir cuma hutbesinde nasihat etmekle toplum düzelmez.

Ülke çapında emr-i mâruf ve nehy-i münker (iyiliği emr etmek, kötülüğü yasaklamak) hizmet ve faaliyetleri yapılmıyor.

Cuma ezanı okunuyor, dindar kişiler bile dükkanlarını kapatmıyor. Cuma günü iş yerini kapatan esnafın nisbeti yüzde kaçtır?

İçki seller gibi akıyor... Kumar, piyango, lotarya iyice yaygınlaştı... Bina ve zina korkunç boyutlarda...

Hacı Gönlüferah ile hanımı bayan Çıtkırıldım umre seyahatine hazırlanıyor...

Amerika, İran’a saldırmak için gün sayıyor. Bu sefer nükleer silah kullanacaklarmış. İlk vuruşta üç-beş milyon Müslüman öldüreceklermiş... Yaralıların ve bilahare kanser olanların sayısı 15 milyonu geçecekmiş.

İran’a atılan atom bombalarının radyoaktif tozları, bulutları Türkiye’yi de vuracakmış.

Müslümanlar bir ara Çeçenistan konusunda çok duyarlıydılar. Şimdi oradaki faciayı, zulümleri unuttular. Çeçenistan gündemden çıktı.

Şu sahte sofu, önceden bir sürü hazırlık yaparak pikniğe gidiyor ama altında lüks bir otomobil olmasına rağmen ayda bir kere bile sabah namazına camiye gitmiyor. Ne sofu ne sofu!.. Evlere şenlik sofu...

Dinibütün kitapçının biri bir Yâsîn cüzü bastırmış, görünür bir yerine şöyle yazmış: Yâsîn alırken bizim yayınevininkini alın, sakın sahtelerini almayın... Yahu Yâsîn’in sahtesi olur mu?

Halk yığınları horoz dövüşlerine bayılıyor.

Günde üç saat dedikodu ve gıybet yapan şu adam yarım saat faydalı kitap okumuyor.

On dört yaşında bir kız evden kaçmış, bir hafta içinde 36 kişi ırzına geçmiş.

Bir delikanlı bir tavuğa tecavüz etmiş, sonra boğup öldürmüş.

Ünlü ve büyük bir Amerikalı “Karım istediği erkekle yatabilir...” demiş.

                                                                                                        M.Şevket EYGİ 

Yorum (yok) Yorum yaz!

26/3/2008 · Kategori: Cocuk gelisimi

resme dikkat

ÇOCUK KAZALARININ SEBEPLERİ

 

— Etraflarındaki şeylere aşırı ilgi gösterirler, meraklıdırlar.
— Zamanlarının ço
ğu etrafı kurcalamak ve öğrenmeye çalışmakla geçer.
— El ve vücut maharetleri azdır.
— Ö
ğrenme yollarından biri de, bulduklarını ağızlarına sokmaktır.
— Ev âletlerinin kabloları, prizler, musluklar ilgi alanlarıdır.
— Vücut oranları yeti
şkinlere göre farklıdır.
— Konu
şmayı öğrendikleri dönemde soru sormayı da öğrenirler. Ancak yargılama ve karar verme yetenekleri yoktur.
— Küçük deliklere çivi, firkete, tel, kibrit çöpü gibi e
şyaları sokmaya bayılırlar.
— Yürümeye ba
şladıklarında daha çok tehlike gösteren merdiven, balkon, pencere gibi noktalara kolayca ulaşabilirler.
— Lavabo altı gibi alçak dolaplarda duran kimyasal temizleyicilere kolayca ula
şabilirler ve içebilirler.
— Anlama kabiliyetleri kısıtlıdır. Sıcak bir cismin kendilerine zarar verip veremeyece
ğini kestiremezler.
— A
ğır cisimleri (Sandalye, masa, ütü tahtası vs.) devirip altında kalabilirler.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/3/2008 · Kategori: Kissadan Hisse

anneler

anne ve bebeği

ANNE KALBİ

 

Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek:

-Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpe
ğime yedirmek üzere bana annenin kalbini
getireceksin dedi...

Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif kar
şısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti. Annesi, belki de durumu fark ettiği için oğluna fazla direnmedi. Ve çocuk, annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu. Delikanlı, kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken, ayağı bir taşa takıldı. Kendisi bir tarafa, mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından, ağzından ister istemez 'Ah anacığım!' sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

-Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

26/3/2008 · Kategori: Kissadan Hisse

ipin hesabı

İPİN HESABI

 

Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde: 'Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım.' demiş.

Çoluğu çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremeyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş.

Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücra köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar.

Hamal: 'Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım.' diye düşünüyorken bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış.

Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış: 'Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım.'

Adam tir tir titriyorken başlamış melekler art arda sorular sormaya: 'Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın? Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini?'

Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor ancak, o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş.

Gün ağarırken zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar:
- Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu?

Hamal:
- Aman, lanet gitsin! İstemiyorum! Bütün mal mülk sizin olsun! Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

18/3/2008 · Kategori: Kissadan Hisse

Dua Eden İnsan Resimleri

ALNI SECDEDE DONMUŞTU

         1.Sultan Veled, babasının gece Rabbiyle baş başa kalmaktan çok hoşlandığını kaydeder. Tıpkı Hz. Peygamber Efendimiz (sav) gibi O yüce Rasül’ün günlük 5 vakit namazı vasati 1,5–2 saati bulurdu. Kendisine farz, ümmetine müekked sünnet olan teheccüd namazını da 3–6 saat kadar bir zaman zarfı içinde kılardı. Yani teheccüdü günlük beş vaktin en azından iki misli daha uzundu. Uzun uzun ayakta durur, mübarek ayakları şişerdi. Secdelerde uzun uzun kalırdı. Bir keresinde annemiz Hz. Aişe (r.anha), uzun bir süre alnını secdeye koymuş hareketsiz duran Hz. Rasülüllah (sav)’i vefat mı etti endişesiyle, O’na doğru eğilip eliyle dokunduğunu ve “Ümmeti” duasıyla için için ağladığını ve secde yerinin ıslandığını görür.

         O’nun manevi mirasçısı Hz. Mevlana da soğuk Konya kışlarından birinde gece Karatay Medresesine girer orada sabah namazına kadar teheccüd namazı kılar. Oğlu Sultan Veled, babasının biraz gecikmesi üzerine endişelenerek hemen medreseye gider. Orada gördüğü manzarayla irkilir. Babası, alnını medresenin taş zeminine koymuş için için ağlamakta derin derin niyazlar etmektedir. Omzundan tutup kaldırmak ister; fakat kaldıramaz; başı yere yapışş gibidir sanki.

         Biraz dikkatlice bakınca kandil ışığı altında hayretle, Mevlana’nın gözyaşlarının donarak alnını taşa yapıştırdığını görür. Hemen bir ibrikle ılık su getirip secde yerine dökerek buzları çözer ve “Babacığım, sabah namazı vakti geldi” diyerek onu yavaşça ve hürmetle yerden kaldırır. O sırada derin bir vecdle kendinden geçmiş Mevlana dalgın gözlerle oğluna, “Yavrum beni Rabbimden ayırdın” anlamında “Yavrum bize kıydın” der. Çünkü Mevlana, Mesnevide seher vaktinde dökülen ihlâslı gözyaşlarının kalbe hayat veren nisan yağmurları misali olduğunu belirtir. Daha çok ağlayanların kalplerini daha diri olacağını ifade eder.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki ::

----- AKİF BOZDAG -----

FİLİSTİNLİLER YARARINA YAPILAN KERMESE TÜM HALKIMIZ DAVETLİDİR(NİĞDE 15-20 MAYIS KÜLTÜR MERKEZİ YANI)
-----ANADOLU GENÇLİK-----